30.04.2009

Çilekli külah&Mükemmel krema



Çilli Usta'yla "Yiyelim Dombik Olalım" programına hoşgeldiniz. Bugünkü yemeğimiz "Çilekli Külah". Tarifi nerden aldığımı hatırlamıyorum. Bir ihtimal Portakal Ağacı olabilir. Yapımı kolay gibi görünen ama el oyalayan bir tatlı. İlk olarak ihtiyacımız olan teçhizat bu metal külahlar.


Ben Eminönü'deki pasta malzemeleri satan bir dükkandan almıştım. Tanesi 75 kuruş veya 1 liraydı tam hatırlamıyorum. Bu külahlara hafif açtığımız milföy hamurlarını şerit şerit kesip sarıyoruz. Fırında 10 dakika kadar tutunca pişmiş oluyorlar. Metal külahtan çıkardığımızda milföyden külahlarımız oluyor. Bu kısım boş vakti olana, mutfağı sevene olsun. Ay çok zor diyenler, bundan sonrası sizin için.

Bu tatlıyı yazmak istememin asıl sebebi içini doldurmak için kullandığım mükemmel krema. Daha önce yazmıştım, buraya mükemmel tarif olduğuna inanmadığım hiçbir şeyi yazmayacağım diye. Uzun denemeler, tatsız tuzsuz sonuçlardan sonra işte karşınızda çok amaçlı kullanılabilecek mükemmel krema tarifi.

Malzemeler:
  • 4 su bardağı süt

  • 3 kahve fincanı un

  • 3 kahve fincanı şeker

  • 1 yumurta

  • 1 paket (200 g) labne peyniri
Yapılışı:Labne peyniri dışında tüm malzemelerimizi tencereye alıyoruz. Aldık mı? Heh, ben burda hepsini bir blenderdan geçiriyorum. Topaklanmış unlar yokoluyor. Karışımı muhallebi gibi pişiriyoruz. Ateşten alınca labne peynirini ekleyip yine blenderla karıştırıyoruz. Tataaam, kremamız hazır.

Külah yapacağım ben diyenler, külahlarımızın içine bu kremayı doldurup kafasına çilekten şapka konduruyoruz. Haydi buzdolabına. Hepsi bu. Ama dediğim gibi külah yapma kısmı çok el oyalıyor. Vakti, sabrı olmayan hiç girişmesin.

Kremayı ise mutlaka denemelisiniz. Okey taşı gibi bir şey bu krema. Nereye koysanız yakışıyor. Tiramisu kreması olarak, muhallebi olarak, kurabiye dolgu malzemesi olarak, hazır pasta tabanıyla pasta kreması olarak, tencereyi kaşıklamak suretiyle tatlı krizi giderici olarak. ..Her amaçla kullanabilirsiniz. Afiyet bal şeker olsun:)

29.04.2009

İdeal kilo

Sabah aynaya baktığınızda göbeğiniz, poponuz sizi rahatsız etti değil mi? Kotunuzu giyebilmek için yatağa uzanıp, karnınızı içinize çektiniz, anca öyle kapandı en son düğme. Elinizde kurabiye, bakışıp durdunuz. "Yesem mi ki? Yaz da geliyor, selülitler aldı başını gitti yemeyeyim ben" dediniz. Peki ne için? Lindsay gibi sağlıksız zayıflayıp tüm çekiciliğinizi yitirmek için mi? Pörsümüş bir popo, sarkmış göğüsler, sayılabilen omurlar için mi?



İbret olsun içinde benim de olduğum zayıflama niyetindeki tüm dişilere. Kendinizi rahat hissettiğiniz, kemiklerinizi saklayan, yüzünüze canlılık veren, mutlu olduğunuz kilo ideal kilodur. Bu ha 45 olmuş ha 75. Kimin umrunda?

Fotoğraflar: JustJared

28.04.2009

Allah iyiliğini versin laptop!


Heyooo! Ben geldim. 3 gündür öldüm öldüm dirildim. Laptopumun ekranı pazar sabahı kalktığımda simsiyahtı. Işık tutunca masaüstü görünüyor ama ışığı çekince yok. Makinedir bozulur tamir edilir, edilmezse yenisi alınır falan ama içinde 3 aydır yapmakta olduğun bir ödev varsa bu durum bir felakettir!! Bu başıma ikinci kez gelmesine rağmen demek ki akıllanmamışım, ödevi yedeklememişim. Şanslıymışım ki sadece ekran bozulduğu için başka monitöre bağlayıp ödevi kurtarabildim. Bugün de laptopum kurtuldu. Bundan sonra tedbiri elden bırakmak yok, her şeyi yedekliyorum. Şansım üçüncüye yaver gitmeyebilir!

25.04.2009

Benim olun

Yaz için sandalet isteğimi dile getirdikten sonra onlara uyacak jean şort-etek-kapri isteğimi de huzurlarınıza sunuyorum. Hepiniz değil birkaçınız benim olsanız da kabul:)Bir de salopetlere gözüm kayıyor bu aralar. Ama yaşıma uymaz diyip kendimi frenliyorum. Miranda benden küçük değil ki, ona olduysa bana da olur:) Onu da istiyorum, sen de benim ol:)

23.04.2009

Çocuk bayramı


23 Nisan kutlu olsun, mutlu olsun. Çocuklara değer veren, onlara bir gün armağan etme inceliğine sahip bir Ata'nın evlatları olarak bugünü ilelebet kutlayalım. Amaaaa... Küçücük çocuklar yağmur altında, incecik kıyafetlerle bekletilmesin. 23 Nisan koşusu diye tartan pistlerde bayıltılmasın. Kutlama demek haydi hop dans edelim, şiirler okuyalım demek değildir. Bunları yapmak da güzel ama bu bir zorunluluk değildir. Sizce Ata'mız armağan ettiği bir günün çocuklar tarafından buz gibi soğukta, titreye titreye dans ederek mi kutlanmasını, yoksa o gün dolu dolu onu hatırlayarak, onun yaptıklarını bir satır daha fazla okuyarak, sıcacık bir yerde mi kutlanmasını isterdi? Bugün o görüntüleri izlerken içim acıdı. Ne zaman öğreneceğiz acaba şekilcilikten uzak durmanın erdem olduğunu diye bir kez daha hayıflandım. Bu dayatmalardan, zorlamalardan, didaktik öğretim biçiminden dolayı Atatürk'ten nefret eden çocukların olduğunu biliyor musunuz? Ne acı değil mi?

23 Nisan kutlu olsun. Çocuklarımıza değer verilen, dayatmalardan uzak büyümelerine izin verilen bir Dünya dileğiyle...

22.04.2009

Kırmızı et kürü



Birkaç aydır sabahları uyandığımda 5 dakika kadar günün hangi gün olduğunu, o gün kaçta kalkmam gerektiğini, kaçta dersim olduğunu hatırlayamıyordum. Hatta bazı sabahlar hangi konumda olduğumu bile tam kestiremiyordum. Çalışıyor muyum, öğrenci miyim, öğrenciysem lisans mı doktora mı?Bir türlü kafam yerine gelmiyordu. Anneme anlattım durumu, anneler herşeyin çözümünü bulur inancım bir kez daha kuvvetlendi. Dedi ki "En son ne zaman kırmızı et yedin?". "Hmm" dedim "hatırlayamadığım kadar uzun bir zaman önce" .Dedi,"Bundan sonra sana kırmızı et verile." O gün bugündür kırmızı et yedin mi sen diye peşimde:) Dolapta küçük küçük köfteler beni bekliyor her daim.


Aslında kırmızı eti severim ama olmadığında da aramam. O da sen beni aramazsan ben senin aklını öyle bir alırım ki mumla ararsın beni dedi herhalde. Kırmızı et yemeye başladım başlayalı kafam yerine geldi. Beynimin yaşamaya başladığını hissediyorum resmen. Tamam aşırısı sağlığınız için zararlıdır, kalorilidir falan filan ama siz siz olun kırmızı et yemeyi ihmal etmeyin. Yoksa benim gibi yarım akıl olur çıkarsınız Allah korusun. Yaşasın köfteler!Yaşasın İskender!:)

Not:Rejim yapan, gurbette olup bulamayanlardan fotoğraflar için özür dilerim:)

21.04.2009

Answer me!


Ünlülere sorular kuşağına hoşgeldiniz:) Bugünkü konuklarımız Zac Efron ve Vanessa Hudgens. Çiftimiz kapalı bir salonda basbetbol maçındalar. Kızımız dev platform ayakkabıları, yırtık kotuyla spor salonunda pek bir eğreti durmuş. Olmuş mu hiç Vanessa? Ya Zac sana ne demeli? Tamam kılık-kıyafet spor salonuna uygun. Peki kapalı alanda taktığın o güneş gözlüklerin ne iş, hayırdır? Peki çift olarak cevaplayın bakayım, siz bu alakasız kıyafetlerinizle uyumlu bir çift gibi göründüğünüzü düşünüyor musunuz? Birinizde parmak arası terlik diğerinde platform ayakkabılar. Cık cık cık:)

Fotoğraflar:Celebrtiy-gossip

20.04.2009

Beş Çayı

video


Hani burada 90lardaki şarkıların ne kadar anlamlı olduğundan bahsetmiştim. Bir süredir arabada radyoları gezerken bir şarkıya takılıyorum. Melodisi, sözlerinin naifliği, bütünlüğü ile tam bir 90lar şarkısı. İlk olarak Ziynet Sali'nin söylüyor olmasına çok şaşırdım. Nedense Ziynet Sali hep eğlen,coş tarzı şarkılar yapabilirmiş gibi gelirdi. Bu şarkıyla utandırdı beni. Sonrasında öğrendim ki söz-müzik Sezen Aksu'ymuş. Zaten başkasının seslendirdiği bir şarkıyı ne zaman delicesine beğensem altından hep Sezen Aksu çıkıyor. Bu şarkıda da yaptı yapacağını, şarkının 5 dakikalık süresi boyunca sevgilimden severek ayrılmışım, onun yeni bir sevgilisi varmış ve ben onu delicesine özlüyormuşum gibi hissediyorum. Oysa ki böyle bir şeyi hiç yaşamadım. Sezen'in de sihri bu olsa gerek. Siz de dinlesenize:)

19.04.2009

Civciv cik cik


Tüm bir pazar günümü iki civcivin peşinde koşturarak geçirdim:) Erkek arkadaşımın annesi pazardan 2 civciv almış. Daha sarı olan benmişim kafası kahverengimsi olan o:) Erkek arkadaşım da atmış bir kutuya bize getirmiş. Nasıl tatlı bir hayvandır Allah'ım civciv. Birbirlerini nasıl da seviyorlar. Birbirlerini görmeyecek şekilde odanın 2 ucuna koyuyoruz. Önce yüksek tondan cikleyip yer tespiti yapıyorlar, sonra da kanatlarını aça aça birbirlerine koşuyorlar. Filmlerdeki en romantik kavuşma sahnesinden bile daha romantik. Bir de beş dakikada bir boşaltım yapmasalar. Elimde peçete helak oldum:)


Abi çek elini yaa. Güncellenen blog var mı bakcam


Abla ver serçe parmağını, halay çekek



O kadar pokluyum ki popomda kurudu haberim yok:)

18.04.2009

Amele yanığı Hollywood'da



Hollywood'da amele yanığı bile farklı oluyor canım. Nasıl bir gözlük taktıysa artık kaynakçı gözlüğü gibi iz çıkmış:)


Hepinize bol güneşli, eğlenceli, dinlendirici bir haftasonu diliyorum. Güneş gözlüğüyle güneşlenmeye kalkmayın sakın:)

Fotoğraflar: JustJared

17.04.2009

Ayaklara oksijen


Güneşin hafif hafif yaktığı, ceketlerimizi montlarımızı elimize aldığımız, çantada fellik fellik güneş gözlüğü aradığımız ama aslında evde unuttuğumuz günler geldi. Yihuu! Güneşi görmemle birlikte sandaletlere olan özlemim de arttı.

Parmaklarıma kırmızı oje sürüp sandaletlerimi giymek, şıpıdık şıpıdık sokaklarda dolaşmak, bunalıp bir dondurma almak, arada esen rüzgarla ohh demek istiyorum. Şu sandaletlerden de istemiyorum desem yalan olur:)

16.04.2009

Zülüf dökülmüş yüze



Kısa saç kısa saç dedim o kadar, kendi saçlarımı göstermeden olmazdı. İşte benim modelini artık yitirmiş saçlarım.

Mavi gözlüm...


Mim'in kaynağını bilmiyorum, mimlenmedim de ama bu mimi sayfama taşımaktan gurur duyuyorum. Onunla aynı şehirde doğmuş, karşılıklı rakı tokuşturmuş mavi gözlü sarı saçlı bir dedenin torunu olarak O'nu çok dinledim. Benim için uzak, fantastik, objeleştirilmiş bir unsur asla değil. Sanki ailemden bir parça, sanki yıllarımı dizinin dibinde geçirdim, sanki sahip olduğum değerler onun sayesinde olmuş gibi. İşte benim için Atam'ı kalbimdeki gibi yansıtan fotoğraflar:



O şöyleydi böyleydi diktatördü diyenlere inat benim gözümde Atam gülünce gözleri gülen, suratında çocuksu bir ifade saklı, halkla birlikte olmaktan, onlarla yüzmekten gocunmayan, gerektiğinde salıncağın gerektiğinde düşmanın tepesine çıkan, 30 küsür kişinin olduğu bir masada mücevher ışıltısı saçan, Türk halkının aldığı ve alabileceği en büyük armağan, her zaman özlenecek olandır...

15.04.2009

Pet shop rezaleti

Şu ana kadar hiç pet shop görmemiştim. Akvaryum üzerine çalışan veya kuş, hamster satan yerler görmüştüm. Dün ilk kez bir pet shop'a rastladım. Keşke rastlamasaydım, 2 gündür aklımdan çıkmıyor. Pet shop pet shop duyuyordum da bu kadar insanlıktan uzak, hayvanlara eziyet edilen bir yer olduğunu tahmin etmiyordum.

Fotoğraftaki gibi kutu kutu cam bölmeler vardı. İçine de mininum 2 olmak üzere cinslere göre hayvanları tıkıştırmışlardı. Daha önce 2 kez köpek besledim, o yüzden hangi yaşlarında nasıl davranırlar az çok biliyorum. 2-3 aylıkken enerjiden delirirler, kuyrukları bir an durmaz, sürekli oyun isterler. Ama buradaki 2-3 aylık köpekler alan darlığından olsa gerek (başka bir nedenden dolayı olduğunu düşünmek bile etmek istemiyorum) kafaları ayaklarının üzerinde yatıyorlardı. Bir çoğu çişinin üzerine uzanmıştı ve bu sahneler derme çatma bir pet shopta değil İstanbul'daki büyük alışveriş merkezlerinden birinde kocaman bir alanı kiralayabilmiş bir dükkanda oluyordu.


Şimdi biraz ağır konuşacağım ama pet shopta hayvanları o şekilde tutmak hem suç hem de çok büyük günah. Bir canı hem de daha küçücükken daracık alanlara tıkıştırmaya nasıl vicdanları el veriyor bilmiyorum. İçimden o camları kırıp hepsini serbest bırakmak geliyor. Bunun tek suçlusu pet shop sahipleri değil biliyorum. Suçun bir kısmı illa da cins olsun diye tutturan, hayvan ticaretine sebebiyet veren müşterilerde. Golden retrivier olsun, Jack Russell Terrier olsun, Chow Chow olsun. Asla kırma olmasın, klasımız düşer. Sözüm doğum yapan cins köpekten yavru sahiplenenlere değil, sözüm cins köpek-kedi sipariş verip onlara 4 basamaklı eurolar verenlere. İnsan- hayvan karşılaştırmasından hoşlanmam ama bir de şu açıdan düşünün. Biz rahmine düştüğümüz annenin evladı olmasaydık, doğduktan sonra camekanlara koyulup bebek isteyenlerin seyrine sunulsaydık. Onlar beğendikleri bebekleri alsalardı, kendinizi düşünün sizi alan çıkar mıydı? Açıkçası beni alan çıkmazdı, kara kuru çırpı gibi bir bebektim çünkü ben yani cins değildim. Sarışın, renkli gözlü, tombul bebekler için sipariş bile alınırdı herhalde.


Biraz iç karartıcı, biraz sinirli bir yazı oldu. Bugünlük böyle olsun, sonra neşemize geri döneriz. Güzel pet shop köpeklerinden sonra bir de bu adrestekilere bakın. Evet, onlar da hayvan ama cins değiller. Cins olmamak ev sahibi olamamak anlamına geliyor onlar için. Hepsi kırma ve hepsi evsiz. Şekilci miyiz? Dibine kadar. Peki günahsız mıyız? Orası tartışılır.

14.04.2009

e.l.f. :Elimize Layık Fırçalar

Bugün beni mutlu eden, o duymasa da defalarca teşekkür ettiğim kişi makyaj çantasını karıştırmaya doyamadığım Iraz. Geçen hafta verdiği indirim haberiyle benim e.l.f'in sitesine ışınlanmama sebep oldu. Göz makyajı öğrenmeye pek hevesli olduğum bir dönemdeydim zaten, elimdeki fırçalarla istediğim sonuçları alamıyordum. Onun önerdiği eye shadow brush mutlaka alınacaktı ki aldım:) Yanına blending brush ve defining eye brush atıverdim sepete. Bir de yine Iraz'ın övdüğü Candy Shop Lip Gloss Cherry Bomb aldım. Cherry olmasına rağmen buram buram Nescafe 3'ü 1 arada kokuyor:) Erkek arkadaşıma koklattım o da onayladı. Yapısı Body Shop Born Lippylere çok benziyor ancak sürdükten sonra dudaklarım hafif uyuştu. Enteresan bir his veriyor. Fırçaları tanesi 1, Candy Shop'u 1.5 pounda aldım.


Fırçalar hakkında ahkam kesecek kadar çok bilgim yok. Sadece şunu diyebilirim, benim şimdiye kadar kullandıklarım fırçaysa bunlar ne, bunlar fırçaysa onlar ne:) Aylardır far süremiyormuşum da haberim yokmuş. Çok çok beğendim, bayıldım, sevdim, öpüp okşadım. Aynılarından abimin kız arkadaşına da almıştık. Toplam 8 parça ürün 3.89 pound kargo ücretiyle bir haftada elimize ulaştı. Ürün başına kargoyu arttırmadıkları için e.l.f'i bir kez daha sevdim. Bugün sevgi pıtırcığı haline geldim:) Ama en çok bu ürünleri tanımama yardımcı olan, indirim haberini veren Iraz'ı sevdim:)

13.04.2009

Makarnacı

Makarna sevmeyen biri varsa, çıksın ortaya alnından öpeceğim:) Ben tam bir makarna bağımlısıyım. Rejim yaptığım zamanlarda bile vazgeçmediğim tek yemektir makarna. O zamanlar yağsız, tuzsuz, bol yoğurtlu yerim. Rejim yapmadığım zamanlarda da böyle:)

Makarnacı Kadıköy'de boğaya doğru çıkarken sağda bir cafe. Tabelalara bakmadan da bulabilirsiniz, yemek sırası kapılardan taşan yer Makarnacı:) Makarna ve taze sıkılmış meyve sularından başka bir şey yapmıyorlar. İyi ki de yapmıyorlar, yoksa anne makarnasını tutturabilme yeteneklerini yitirebilirler diye düşünüyorum. Dışarıda çok yediğim bir yemektir makarna, en lüksünü de denedim kantinlerde yapılanını da. Açık ara Makarnacı'nın makarnası birinci. Çeşidi bol, fırında makarna, domatesli,sebzeli, kıymalı, yoğurtlu, acılı,renkli.... Ama en güzeli tek bir çeşit seçme zorunluluğunuz olmaması. Fotoğrafta görülen tabak 15 cm kadar derinliği olan bir tabak. O tabağa 3 çeşit makarna seçip koydurabiliyorsunuz. Bu sayede yan masada gördüğünüz başka bir makarnayı canınızın çekmesi durumu ortadan kalkıyor. Benim tabağımda peynirli erişte, kıymalı spagetti ve acılı makarna var. Bunların hepsi tam tamına 3 lira:) Sanmayın ki burası pis, kırık dökük bir yer. İsterseniz alt katta fast-food restaurantı tarzı kısmında yiyin, isterseniz 3. kattaki kocaman kadife koltuklu avizeli cafe kısmında yiyin. Kesinlikle denenmesi gereken bir yer, makarna sevenler istikamet Kadıköy ileriii:)

12.04.2009

Nerde o 90lar?



Ortaokuldayken Kral TV ve MTV delisiydim. Benim için televizyon izlemek demek bir müzik kanalını izlemek demekti. O zamanlar Kral TV şimdiki gibi arabesk-fantezi müzik yuvası bir kanal değildi. Kral TV izlemek müzik piyasasını takip etmek demekti. En yakın arkadaşımla şarkılardan fal tutar, MTV'de Backstreet Boys'un kliplerini beklerdik:)



Haftasonu televizyonumuzda çok geri numaralarda kalmış (46) Power Türk'e takıldım. Meğer ben klip dünyasından ne kadar da uzak kalmışım? Her klibe "Aaa yeni klip" tepkisini verdim, sanıyorum ki yeni değillerdi. Arada hiç tanımadığım insanlar da çıktı. Onlara da üzüldüm, kaybolup giderler yakında diye. Power Türk'te altyazı uygulaması vamış, bayıldım. Farkettim ki, çoğu şarkının sözlerini anlamıyormuşum ya da sözlerdeki saçmalığı görememişim. Hele Serdar Ortaç şarkıları bu şarkı sözü saçmalığı dalında ödüle layık, sözlüğü açıp kelimeleri rastgele yanyana koymuş gibi.Mesela,



Nasip olsun en güzel aşktan bize

Adımız birer hastaya çıktı mı yüze bakan yok

Sanıyorlar diz çöker aşk önümüze

Bu zamanlar fazla gezenlere vize veren yok.


Sanatçı bu şarkıda ne anlatmak istemiş? Ben pek anlamadım da:) İnsan ister istemez nerde o eski şarkılar diyor. Tarkan-İkimizin Yerine, Sibel Bilgiç-Alışamadım, Sibel Alaş-Adam, Oya-Bora Sevmek Zamanı, İzel-Ah yandım... Hepsi her kelimesiyle ayrı güzeldi. 25 yaş nostalji yapmak için erken bir yaş mıdır bilmiyorum ama 90ları özledim.

10.04.2009

Kısacık kestirip saçları, içmeyin sigarayı:)

Kadınlar uzun saç sever. Risksizdir, şekil alternatifi çoktur, havalıdır, güzeldir. Ben de uzun yıllar upuzun pırasa gibi saçlarla gezdim. İster at kuyruğu yap, ister topuz, ör, aç, yarım topla, toka tuttur. Her şeklini denedim. Kasımda artık bir değişiklik lazım diyip kestirdim. Şoktu benim için. Kesilen modeli beğenmedim, pişman oldum. Ama şimdi kısa saçın rahatlığının keyfini çıkarıyorum. Kurutması kolay, sabah uğraştırmıyor. Tara ve çık:)

Bilgisayarımda kayıtlı birçok kısa saç modeli vardı. Onları paylaşıp, kısa saçlılar klubüne birkaç üye daha eklemek niyetindeyim:)

Çok kısa olmasın diyenlere,



Cesaretim var benim, kısacık bile kestiririm diyenlere,


Kısacık olanlara ben de çok heves ediyorum. Özellikle Charlize Theron ve Brittany Daniel'ın kesimleri süper. Bir gün, mutlaka:)

9.04.2009

Aman doktor...


Dün geleneksel hale gelen diş doktoru randevum vardı. Ocak ayında yapılan kanal tedavisi sonrasında sağ taraftaki dişimde geçmeyen ağrılardı sorun. İlk başta bir doktor girdi muayeneye, "Diş etinde problem, diş etine tedavi uygulamalıyız ama önce bir film çekilsin." dedi. Film çekildi, başka bir doktor devam etti muayeneye. Gerisi diyalog şeklinde olsun:

-Çilli Hanım, sol üst dişiniz çürümüş. Dolgu yapacağız.

- Sağ taraf ağrıyor ama, yemek yerken kullanamıyorum bile.

-Sağ tarafınız sağlam, sola dolgu yapalım.

-Sol tarafımda değil sağda sorun.

-Hmm, o zaman kanal tedavinizi yapan şubemize gidin. Orası dişinizi daha iyi biliyordur, onlar baksın.

-Ben okul çıkışı gelebiliyorum tedaviye, o şubenize yetişemem. Karşıda.

-Yok, Beşiktaş'a taşındı orası.

-Hala karşıda yani.

-Hmm, bir de bilmem ne filmi çekelim o zaman.

Film çekilir. Bambaşka biri gelir.

-Çilli Hanım, solda çürüğünüz yokmuş. Biz bir karartıyı çürük sanmışız. Sağa kanal tedavisi uygulayalım tekrar.

-Peki madem.

Tamam doktorluk cidden çok zor bir iş ama hastayla inatlaşmak da neyin nesi? Sorunumu belirtiyorum, belli ki sıkıntım var, benim işaret ettiğim yönün tersine gitmeye çalışıp beni hiçe saymak nedir? Hele ki beni başka şubeye postalamaya çalışmak ne kadar etik?

Umarım bir gün ağrı simülatörü diye bir alet icat edilir, hastalar doktora gittiğinde sıkıntılarını tasvir etmek yerine o simülatör doktora aynı ağrıyı hissettirir. Belki o zaman biraz daha çabalarlar hastayı rahat ettirmek için. Deniz Seki'dn doktorlar için geliyor: "Canımın acısını bir ben bilirim..."


Resim: Falboart