Konumuz şudur: 1 ay önce Limango'dan yaptığım alışverişin kargosuna Yurtiçi Kargo evde olmama rağmen hiç zili çalmadan "Evde yok" notu düşmüş. Üstüne bir de gidip kapıcının kızına teslim etmiş!! İçinde de 3-5 kuruşluk değil, değerli bir ürün var. Delirdim tabii ki. Hemen arayıp Yurtiçi kargoyu şikayetimi belirttim. Çok ılımlı yaklaştılar ve paketin bana ulaşmasını sağladılar. Ben konuyu kapatmışken dün bir paket daha geldi. Yurtiçi kargo müşteri hizmetleri görüşlerimi onlarla paylaştığım ve daha iyi hizmet vermelerinde yardımcı olduğum için bana bir kutu çikolata göndererek teşekkür etmek istemiş. Ağzım açık kaldı bu davranışları karşısında! Bir Türk firmasının böylesine ince bir davranışta bulunması göğsümü kabarttı. Hatalarını kabul etmeleri, bu hatayı telafi etmeleri, bir de üstüne bu güzel jesti yapmaları çok hoşuma gitti. Ne diyeyim? Helal olsun Yurtiçi Kargo:)
Ordan burdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ordan burdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15.08.2010
Çok güzel hareketler bunlar
3.08.2010
Anladık Ayşe tamam!
Mehmet Yaşin'in Hürriyet Pazar'da ünlülerle yaptığı yemek sohbetlerini ilk gününden beri zevkle, ağzımın sularını akıta akıta okuyorum. Bir kez okuduklarımdan hiç hoşnut olmadım, o da bu pazardı. Sevgili Ayşe Arman öyle tatsız tutsuz, saçma sapan bir yemek röportajı vermiş ki bir seferde okuyamadım sıkıldım. İkiye böldüm röportajı. Hele ki her cümleyi aynı şekilde bağlaması çok sıkıcıydı. Tamam anladık, sen seksi çok rahat konuşabilen, bu konuda açık birisin Ayşe. Yüzün kızarmadan herşeyi konuşabilirsin. Ama karşında Mehmet Yaşin gibi şeker bir adam, konu yemek zevklerin, ne diye araya "seks, seks, seks" sokuşturuyorsun. Merak ediyorum günlük hayatında da seksten bu kadar bahsediyor musun? Mesela eşin eve gelirken ne alayım diye sorarsa, "İki ekmek seks, bir yoğurt seks getir gelirken seks" gibi bir cümle mi kuruyorsun? Hıı, bir de aklıma ne geldi. Hani bazı insanlar vardır komplekslerini çok rahat konuşulabilir konularmış gibi sunarlar ki kimse kompleks yaptığını anlamasın. Acaba diyorum?? :)
Kendime not: Haydi gözünaydın Çilli, artık anahtar kelimesi seks olan herkes damlar bloguna:) Yok kardeş yanlış geldin sen, çık bakem çıık:)
17.07.2010
Moda??
Geçen sene sarı-yeşildi. Sarı babet-sarı çanta, yeşil babet-yeşil çanta, hatta sarı çanta-yeşil babet kombinasyonunu dahi görmüştüm. Feciydi, felaketti, oh şükür bitti derken yeni bir kabus çıktı ortaya. Lacivert-kırmızı-beyaz!! 2010 yaz modası felaketi! Her yerde. Lacivert-kırmızı-beyaz bir ayakkabı alıyorsunuz, bir de lacivert-kırmızı-beyaz çanta. Ohhh en şık, en modayı takip eden, en ikoncan siz oldunuz. Kıyafetiniz yeşilmiş, siyahmış, kahverengiymiş hiç farketmez. Ayakkabı ve çanta illa ki lacivert-kırmızı-beyaz olacak! Benim gözüm yoruldu, siz şunları giymekten usanmadınız yahu. Yapmayın canım, etmeyin gülüm, popüler diye saldırmayın şu renklere. Hadi saldırdınız diyelim, bari uyumlu birşeyler giyin üzerinize kuzum. Moda dediğin bu olmasa gerek. Yok moda buysa ben demode kalayım kardeş.
16.05.2010
Pacey?!??
Ey gidiii lise zamanlarımızın yürek yakanı, Dawson's Creek'in yakışıklı Pacey'si... Sen yıllar geçmesine rağmen o zamanki yakışıklılığından bir şey kaybetme, Diane Kruger'ı sevgili yap koluna tak, Fringe'de başrolü kap ama son 10 yılın en kıro, en göz tırmalayıcı, en gudik kıyafetiyle karşıma çık.
Abuuuv, bu ne ayol? Pantolona mı bir şey desem, o kıro ayakkabılarına mı, yoksa çorapsız ayaklarına mı? Bu bir modaysa eğer hiç sevmedim! Caddede böyle gezinen erkekler türemeye başlarsa göz kanseri olurum ben bu yaz!
Fotoğraflar:JustJared
26.04.2010
Yaşasın damızlık kadınlar!
İki hafta önce okudum Feryal Gülman'ın röportajını. Tanımam, etmem, ilgilenmem. "Cemiyet hayatının" insanlarından biri işte der geçerim. İTÜ mezunu olduğunu görmem mi ilgi mi çekti, "Başbakan olabilirdim" başlığı mı bilmiyorum okudum röportajını. Şok oldum! Hatta dehşet içinde kaldım. Niye mi? Buyrunuz, direkt röportajdan alıyorum:
* Filmi geriye sararsanız hangi anı en ama en mutlu olduğunuz an?
- Elbette oğlumu kucağıma aldığım an. Yumurtalığımdaki bir rahatsızlıktan dolayı, uzun bir süre tedavi gördüm. Ona sahip olabilmek için tam dokuz ay yattım. Yedinci ay dolana kadar düşük tehlikesi vardı. Onu kavuştuğum anı, hiçbir şeyle mukayese edemem.
* Bir efsane gibi anlatılıyor, eşiniz doğumdan hemen sonra size, “Diyetisyene ne zaman gidiyorsun?” demiş, doğru mu? Üzülmediniz mi?
- Üzülmez olur muyum? Hastaneden yeni gelmişiz. Hamileliğim sırasında 30 kilo almıştım. Artık iştahım ne kadar açıksa ve masada ne kadar yedimse, eşim birden bana “Diyetisyene ne zaman gidiyorsun?” diye sordu. Çatal bıçak elimden düştü, kendimi çok kötü hissettim. 15 gün sonra da kendimi diyetisyende buldum. Ama oğlumu emzirdiğim için bir taraftan da sütümün kesilmemesi gerekiyordu. O yüzden, diyetisyen de özel olmalıydı. Hem kilo verdim, hem emzirdim. Altı ay sonra eski formuma geri döndüm.
Bu ne yahu? Bu nasıl bir adam? Hatta nasıl bir insan? Eşiniz çocuk sahibi olamadığından tedavi görüyor, sürekli yatıyor, düşük tehlikesi var ve doğumun ertesinde siz ona diyetisyene ne zaman gideceğini soruyorsunuz. Eyy odungillerin baş üyesi, bu kadın bu çocuğu tek başına mı yaptı? Bu kadın o kiloları keyfinden mi aldı? O sana sağlıklı bir evlat vermek için türlü ağrılar, türlü duygusal iniş-çıkışlar, vücudundaki değişimlerin getirdiği psikolojik sıkıntılar, anneliğe dair endişeler yaşarken sen oturup Fenerbahçe-Galatasaray derbisini izledin büyük ihtimalle. Sonra hoooop hazır paket bebek geldi kucağına. Yine değişmedi ama hayatın, gece ağladığında anne kalktı, anne besledi, anne uyuttu, anne yıkadı, anne eve hapsoldu. Sen agucuk gugucuk zamanlarında, "benim aslan oğlum" diye sevip "kesin Fenerli olacak bu oğlan" diye övünüp durdun. Sonra baktın karşına, eşin evlendiğin kadın değil. 80 kilo olmuş bir dev!! Iyyy, dokunasın bile gelmiyor içinden. Saçları da pek yağlı, yakasında da kusmuk kurumuş. Bak bak bir de ekmeğe yağ sürüyor dana! Eee, karılık görevini yerine getirmesi lazım hemen, Dur sen şuna bir laf sok! Hah şu an tam sırası, poğaçayı ağzına tıkacak bir şey söylemezsen. "Diyetisyene ne zaman gidiyorsun?"
"Çocuğumuzun aşısı ne zaman?" değil, "Bu gece ben ilgileneyim sen rahat uyu" değil, "Akşam hep beraber yürüyelim, birlikte vakit geçirmiş oluruz" değil. En kalasından, en odunundan, en kilosunu pasaklılığını yüzüne vuranından bir soru. Aaa pardon unutmuşum, biz damızlıktık değil mi?
NOT: Feryal Gülman'ın ailesinden bir kişi tarafından bilgilendirildim. Röportajda söylenenler ile yazılanlar birbirinden çok farklı imiş. Ayşe Arman ses getirecek şekilde kendince yorumladı herhalde. Yorumlarda kişi üzerinden değil de durum üzerinden gidersek daha iyi olur diye düşünüyorum. Kimseyi zan altında bırakmak istemem. Ah Ayşe ahh, kadına çemkirdik durduk senin yüzünden:)
NOT: Feryal Gülman'ın ailesinden bir kişi tarafından bilgilendirildim. Röportajda söylenenler ile yazılanlar birbirinden çok farklı imiş. Ayşe Arman ses getirecek şekilde kendince yorumladı herhalde. Yorumlarda kişi üzerinden değil de durum üzerinden gidersek daha iyi olur diye düşünüyorum. Kimseyi zan altında bırakmak istemem. Ah Ayşe ahh, kadına çemkirdik durduk senin yüzünden:)
14.04.2010
Gel pisi pisiiii
İstiyorum sizi. Ayağımı sarın istiyorum... Acıtmayın canımı istiyorum... Yumuş yumuş gezinelim bütün gün istiyorum... Bir de sizi bulayım istiyorum. Nerelerdesiniz ayol?
17.03.2010
Şimdi neredeler?
Böyle bir huyum vardır benim. Eskiden tanıdığım bildiğim insanlar şimdi ne yapıyor, nerede, nasıl biri olmuş, kilo mu almış, zayıflamış mı, saçlarına aklar düşmüş mü merak ederim. Geçen gün müzik dinlerken bir anda 90'lar çalmaya başlayınca peşpeşe, onları merak ettim. 90'ları kasıp kavuran, ya da bir şarkıyla ünlü olup yokolan, şimdilerde bir satır bile haberleri çıkmayanları. Mesela;
Oya-Bora... Ora-Boya diye espri yapıp beslenme saatlerinde katıla katıla güldüğümüz Oya-Bora. Ara beni, Sevmek Zamanı, Saraylı gibi herkesin diline dolanan şarkıların sahipleri. Oya'yı seslendirmelerde duyuyorum arada, Bora da yapımcı sanırım. Ama müzik dünyasında neden yoklar? En son evlenmişlerdi, hala evliler mi? Ne yapıyorlar? Onlarla ilgili garip bir anım da var. 2002'de İstanbul'daki ilk yılımda oda arkadaşımla Bebek'e gitmiştik. Yol boyunca Oya-Bora'ya ne oldu, ne güzel şarkıları vardı diye konuştuk durduk. Sonra meşhur Bebek Kahvesi'ne oturduk. Veeee.. Arkamızda incecik, yumuşacık sesiyle konuşan bir kadın. Dönmemizle ağzmız açık kaldı. Arkamızda Oya oturuyor:) İşte en son o gün gördüm onu, 8 sene önce.
Hazal... Ortaokul platonik aşklarının eşlikçisi. Sürgün Aşkımız, Bozuyorum Yeminimi, Sevdalım ve tabi ki Osman Abim evde mi:) Ne güzel şarkıları vardı. Tombikti biraz da:) Sesi, şarkıları o kadar güzelken neden yokoldu bir anda merak ediyorum.
Seçil... Uhde uhde uhde uh uh de:) Başka şarkısını hatırlayamadım ama. Bir klibi vardı, bebek oluyordu böyle sarı saçlı falan. Eğlenceli bir şeydi, hayal meyal hatırlıyorum. Bir de bende yarattığı soru işaretleri vardı. İlk çıktığında olay olmuştu, haberlere çıkmıştı. Kadın sesinin günah olduğunu kabul eden ve sadece erkek şarkıcıların şarkılarını çalan bir radyo ilk kez onun şarkılarını çalmışmış. Kadın sesinin günah olması, birilerinin öyle düşünebilmesi çocuk aklımla pek saçma gelmişti bana:) Büyüdük de neler gördük be Çilli.
Endi ve Pol...Sen de gelsen, beni sevsen sevsen diye giden bir şarkıları vardı. Yabancılardı, İngiliz herhalde. Çok sevimlilerdi. Kırık Türkçeleriyle mırıl mırıl söylerlerdi şarkılarını. Onlar da yokoldular. İngiltere'ye döndüler mi acaba?
Bay X... Sana değmez biliyorum, bile bile yine seni seviyorum. Alın size bir platonik aşk şarkısı daha. Sahi benim ortaokul yıllarım uzaktan uzağa sevip içlenmekle geçmiş. Yazık bana yahu:) Bay X'in daha adını öğrenecektik, karpuz kesecektik o da yokoldu.
Rengin... Yeşilin en güzel tonu gözleri geliyor ilk aklıma. Aldatıldık, Le le le, Ağlama Gönlüm... Çok çok güzel şarkı söylerdi. Doluydu söylediği şarkıların sözleri. Piyasada kalması gerekenlerdendi ama gitti.
Peki sizin aklınıza gelenler kimler? Şimdi neredeler diye sorabileceğimiz başka kimler var?
11.03.2010
Sen seni bil sen seni...
Not: Bu yazı Yasemin Yalçın'ın Gülazer tiplemesi tonuyla yazılmıştır. O tonla okuyunuz:)
Ee be Jennifer'ım Love'ım Hewitt'im, a benim Ghost Whisperer'ım... Sen değil miydin geçen sene popocuğun ve selülitlerin ile her sitede, her dergide karşımıza çıkan? Sen değil miydin 42 beden olduğu aşikar olan alt bedenine "Nayııır, nolamaazz 36 bedenim ben" diyen? Güzelim, hala mı akıllanmadın sen yahu? Hala mı kendini bilemedin, gerçekle yüzleşemedin? Bak sana bir de ben söyleyeyim, tamamen dostane bir niyetle, popon büyük annem senin. Portakal kabuklarının da maşallahı var. Eee senin şimdi bu noktada "Carrrt kaba kağııııt! Çilli Hanım Çilli Hanım sen aç da kendi koca popona baaak... Paçooooz..." deme hakkın var tabii. Amaaa o zaman benim de "Ben benimki küçük mü dedim kayısı kurusu, insanlık yaptık vücuduna, popona, selülitlerine göre giyin dedik. Sana öğüt verende kabahat" derim. Hahaaaayt!
Kıssadan hisse, bu Çilli-Jennifer kavgasından çıkarılacak sonuç şudur: Büyük popoya dar elbise giyilmez. Hah ola ki giydin, bandaj elbise hiç giyilmez. Hah ola ki giydin, popoyu dönüp poz verilmez. Hah ola ki verdin, photoshop denilen nimetten faydalanılır. Yürü git gözüm görmesin seni!
Fotoğraflar: JustJared
1.03.2010
Hadise & Sinan Akçıl
Son zamanlardaki favori çiftim. Öyle güzel bakıyorlar ki birbirlerine, gözlerinden aşk fışkırıyor resmen. Hadise'yi severim ben, saf, temiz kalpli biri gibi geliyor bana. Sinan Akçıl ile ilişkisi başladı başlayalı seviniyorum onun için. Bana ne oluyorsa artık:) Ne arkadaşıyım ne akrabası. Ama içimde bu kız bu mutluluğu hakediyor duygusu var:)
İlişkileri sorulduğunda Hadise hep aynı şeyi söylüyor: "Ben bir şey söylemem her şey şarkılarda açık zaten." Sinan Akçıl'ın ilişkileri başladıktan sonra yaptığı şarkılar şöyle:
Ferhat Göçer-Biri Bana Gelsin
Ziynet Sali-Rüya
Hadise-Evlenmeliyiz
Hadise- Düm tek tek
Hadise- Kahraman
Son şarkılar hep Hadise'ye gitmiş. Daha önceki ilişkisinde de (İzel ile) yaptığı tüm şarkıları İzel'e vermiş. Demek ki aşkını şarkılarıyla ifade ediyor. Eee ne diyelim, Hadise'nin aksanıyla: Bince ivlenmelisiniz him de bu sine:)
25.02.2010
Ey Türk Gençliği!
Ata'mız bize güvenmiş de hitap etmiş. Her şeyi başaracağımıza olan inancını dile getirmiş. Ancak son günlerde ben gençliğimizden ciddi ciddi şüphe etmeye başladım. Bu dönem 2 laboratuar dersinin asistanlığını yapıyorum. Yaklaşık 60 öğrencim var. Henüz dönem başlayalı 3 hafta olmasına rağmen beni hayretler içinde bırakıyorlar. Bu kadar amaçsız, düşünme yetisini kaybetmiş, birbirinin karbon kopyası gençlere sahip olduğumuza inanmak istemiyorum. Konuştukları konular o kadar sığ ki, bir kez olsun dolu dolu konuşanını görmedim. Ya saçlarının boyasını ya sevgililerini ya da modayı konuşuyorlar. Tamam, bunlar benim de sıklıkla konuştuğum konular. Ama bu 18 yaş grubu "sürekli" bunları konuşuyor. Dip boya ne kadar, hangi kuaför en iyi yapıyor, kim kimin sevgilisini çalmış, ya da Guess çantaların yeni modelleri nasılmış sorun 5 saniye içinde cevap veriyorlar. Ancak çok basit bir formülde verileri yerine koyup sonucu bulmaya gelince iş sadece suratıma bakıyorlar. Altını çiziyorum bunlar mühendislik öğrencisi! Daha birinci sınıflar falan ama çarpım yapmayı beceremeyen insanlardan nasıl mühendis olacak bilemiyorum! Özel üniversitede sadece taban puanı geçip gelen bir sınıfın olduğunun da farkındayım ama bu kadar çoğunlukta olması geleceğe dair beni endişeye düşürüyor. Bazen öyle şeyler soruyorlar ki duymazlıktan gelip başka yöne yürüyorum, hani o kadar saçma ki 2 dakika sonra söylediğinin saçmalığını anlayacak sormayacak diyorum. Yok olmuyor, masama gelip soruyu tekrarlıyor. "Hocam bu termometre ölçüm yapmıyor, bozuk" diyor. Elinde kutusundan çıkarılmamış bir termometre!! "Hocam ben bu formülün çözümünü yapamıyorum. Bir bakar mısınız?" diyor. Bakıyorum, formül şu 8=A/3, burdan A'yı bulması isteniyor! Evet, yapamıyorlar bunu. Düşünmüyorlar çünkü, emeksiz sonuç elde etmeye alışmışlar. Ne isterlerse önlerine sunulmuş, ya da istemeye değer görmemişler birçok şeyi. Aslında hepsi potansiyelini keşfetse zehir gibi çocuklar olur. Ama onlar potansiyellerini saç boyası üzerinde değerlendiriyorlar. Hem kimya mühendisliği okumak niye ki, yakında saç mühendisliği çıkar onda kariyer yaparlar!
18.02.2010
İsmail YK hayranıyım!
Yok yok şaka, değilim:) Ama çok takdir ediyorum kendisini. Tamam çok manasız şarkılar yapıyor, tamam Türkçe'yi katlediyor, tamam klipleri çok komik. Ama adam cidden müzisyen. Bu işi çok iyi biliyor. Facebook'ta dönen bir videosu var. Bir programda birçok müzik aletini çalabildiğini söylüyor. Ki burda benim tepkim "He he evet İsmail" şeklinde olmuştu. Sonrasında önce piyano, ardından bağlama ardından kanun derken verilen her müzik aletini hakkıyla kullanıyor. Bir de biraz mahcup "Ney çalamıyorum ama" diyor. "Şapur şupur beni öp" diye şarkı yapan da o, gerçek bir müzisyen gibi her enstrümanı çalan da o. Aklım karışıyor nasıl olur diye internette araştırıyorum İsmail YK'yı. Diyor ki "Ben de biliyorum iyi şarkı yapmayı, yaptım da. Ama tutmadı, kimse dinlemedi. Ben de o zaman onlara istediklerini veririm dedim, bu şarkıları yaptım. Milyon sattı." Burda durup düşünmek lazım. Bu kadar kötü şarkıların piyasada dolanmasının sebebi kalitesiz şarkıcılar mı kalitesiz şarkılar talep eden dinleyiciler mi? Ben çok dalga geçtim İsmail YK ile, kendimce küçük gördüm onu. Oysa ki madalyonun öteki yüzünde tam bir müzisyen ve piyasanın kodlarını çözüp istediği tarzda şarkı yapabilen biri varmış. Umarım bir gün bu kalitesiz şarkı talebi son bulur da yeteneğini sergileyebileceği bir ortam bulur kendine.
Ey Çilli, hiç düşünür müydün bir gün bu blogda İsmail YK'yı öveceğini:)
29.01.2010
En yakışıklı aranıyor
Yoğun istek üzerine bu sefer erkekleri masaya yatırıyoruz. Sorumuz basit: Türkiye'nin en yakışıklı erkeği? Bu sorunun cevapları Kenan İmirzalıoğlu, Kıvanç Tatlıtuğ arasında bölüşülecek gibi. Zira hangi dergiyi, gazeteyi elime alsam ikisini görüyorum. Bana sorarsanız, Kıvaç'ı kesinlikle yakışıklı kategorisine sokmam. İnanılmaz "güzel" bir yüze sahip olduğunu düşünüyorum. Kaşı, gözü, burnu, dudakları çizilmiş gibi. Sanki iyi bir şey söylüyorum gibi değil mi? Ama erkeğin böylesi yakışıklı olmuyor ki:) Hatta ne kadar çirkin olursa o kadar yakışıklı olur diye inanan bir kadın grubu olduğunu biliyorum. Ben o boyutta değilim çok şükür:) Kenan ise bitişik kaşlara, uzun bir burna sahip olmasına rağmen karizmasıyla ezip geçiyor. Öyle değil mi yeğen?:)
Benim için Türkiye'nin en yakışıklısı kimdir? Hmmm, ne desem? Erkek arkadaş da okuyor bu satırları, yazdığım her harf sonra aleyhime delil olarak kullanılabilir:) Günümüz ünlülerinden beğendiğim Tolga Sayışman. Göz yapısı erkek arkadaşıma çok benziyor. (Yazar, bu cümlesiyle bir yandan erkek arkadaşının gönlünü almayı amaçlamaktadır:)) Ama gelmiş geçmiş en yakışıklı, en dalyan gibi, en her Türk kızının rüyası bence Tarık Akan'dır. Eminim hepimizin annesi yazlık sinemada onun Ferit hallerini izlerken bir iç geçirmiştir. Bu yaşında bile hala yakışıklı, hala çok güzel bakıyorken, o gencecik hallerini beğenmemek mümkün mü?
Şimdi oy zamanı. Gönlünüzde hangi aslan yatıyor kızlar:))
22.01.2010
Googlelamak!
Google'da kendi adını aratmayan yoktur herhalde? Ya da sevgilisini, eşini? Ben çok arattım vallahi. Hem kendimi, hem sevgilimi, annemi, babamı, abimi... Google vasıtasıyla çok bilgi edindim başkaları hakkında. Mesela benim adımda bir ebe olduğunu öğrendim:) "Tencerem var tavam var Edirneliyim avam var" lafını öğrendim adımı arattığımda çıkan bir sayfadan. Arkadaşlarımın girdiği işleri, evliliklerini, kazandıkları okulları google'dan öğrendiğim oldu. Ama en çok iş görüşmeleri öncesi google'dan faydalandım. -Çilli Hanım, yarın Falanca Filanca Bey ile görüşmeniz var dediklerinde hemen googleladım Falanca Bey'i. Kafamda bir şeye benzetebildim arama sonuçlarına göre. Aynı okuldan mezunsak bir nebze rahatladım, yaşlı biriyse korktum nasıl iletişim kuracağız diye. Peki bu googlelamaya nasıl başladım?
Vakti zamanında erkek arkadaş çok büyük bir firmaya iş görüşmesine gitmişti. Görüşmeyi yapan kızcağız sürekli Boğaziçi ile ilgili sorular sormuş. "Neden orda okumadın?","Oranın mühendislik eğitimi iyi değil mi sence?","İTÜ mü Boğaziçi mi?" Erkek arkadaş da ne düşünüyorsa dile getirmiş. Demiş "Mühendislik eğitiminin İTÜ'de daha iyi olduğunu herkes bilir.Boğaziçi temel bilimlerde çok iyidir." Daaaaaat! Meğer bizim hanımkızımız tam bir Boğaziçi sempatizanıymış! Görüşme sonrası google'da adını aratınca çıkan zibilyon tane Boğaziçi içerikli sonuçtan öğrenmiş olduk:) Görüşme ne mi oldu? Tabii ki olumsuz:)
Diyeceğim odur ki, arayın araştırın soruşturun. Elimizde böyle bir imkan varken, kim necidir, ne yapar, akar mı kokar mı öğrenebiliyorken faka basmayın. I kiss you Mahir devri kapandı, yaşasın I google you devri:)
19.01.2010
Türkiye'nin en güzeli?
Haftasonu maaile otururken gözümüz ekrandaki Elvis Presley klibine takıldı. Klipte düet yaptığı inanılmaz güzellikteki kadını görünce erkek arkadaşım "Türkiye'de bu kadar güzel kadın yok." dedi (ben hariç tabi:P) ve salonda bir anda beyin fırtınası yaşandı. Vardığımız sonuç Türkiye'de çok fazla hem fizik hem yüz güzelliğine sahip ünlünün olmadığı. Etkileyicilik, çekicilik, karizma falan değildi aradığımız bir heykel güzelliğine sahip ünlüleri düşünüp durduk. Hokka gibi bir burun, güzel gözler, güzel dudaklar, güzel bir vücut. Kimi saydıysak bir kusur bulduk.
Hülya Avşar... Iııh güzel değil
Beren Saat... Hoş belki ama güzel değil
Cansu Dere... Ne münasebet!
Ben Bade İşçil dedim, sadece annem oy verdi:) Erkek arkadaşım Nil Karaibrahimgil dedi, yüz güzel ama vücut değil dedik. Arzum Onan sunuldu, herkes hemfikir oldu ama yine de bak bak doyama düzeyinde bir güzel olmadığı fikrine vardık. Yabancıların Charlize Theron, Adriana Lima, Miranda Kerr, Kate Beckinsale'i ile kıyaslanabilecek güzellikte bayanlar aranmaktadır. Oylama başlasın:)
17.12.2009
Zorla seksi olunmuyor!
Kadın pop şarkıcılarına bir haller oluyor. Hepsi seksi olmak, şuh bakmak, vücudunun her metrekaresini açmak derdine düşmüş. Bir zamanlar duygu dolu, naif şarkılar söyleyen, koyu saçlı duru yüzlü, hanım hanımcık davranan bu bayanlar, artık kendi istekleri mi başkalarının yönlendirmeleri mi bilmiyorum bir anda cıstak cıstak eller havaya şarkıları söylemeye, postişlerle uzatılmış sapsarı saçlara sahip olmaya, en mini mini elbiselerle kliplerde boy göstermeye başlıyorlar.

Bu kategoride beni en çok şoka sokan Zeynep Dizdar oldu. Ortaokuldayken "Vazgeç Gönül" ü az dinlememiştim. O zamanlar Zeynep evimizin kızı kategorisinde sessiz sedasız bir kızcağızdı. Yıllarca sesi soluğu duyulmadı derken 2-3 sene önce "Zehir Gibi" gibi çerezlik bir şarkıyla dönüverdi. O zaman başlayan "seksileşme" dönüşümü son klibinde gördüğüm kadarıyla tamamlanmış. Çok şaşırdım, açıkçası hiç de yakıştıramadım. Keşke yine duygusal şarkıları söyleyen sessiz kız olarak kalsaydı.
İkinci örnek Betül Demir. Kendisini çok tanımıyorum. Şarkılarını da bilmiyorum. Tek bildiğim klibinde vücuduna bal damlatan, şuh bir şekilde bir şeyler yiyen biri olduğu. Neden, ne sebeple? Anlayamıyorum.

Bengü'yü de bikiniyle klip çekmeye başladı başlayalı anlayamıyorum zaten. "Sen bir çiçeksin" zamanındaki çiçek kıza ne oldu. Bikiniyle elmaların arasına yatmanı ne gerektirdi? Sesin o kadar güzelken neden ihtiyaç duydun ki bunlara?
Zorlama seksilik bu kadar oluyor işte. Yakışmıyor, eğreti duruyor, bakanı rahatsız ediyor. Yapmayın etmeyin kızlar. Bu işin kuralı bu diye sizi bu yola sokanlara boyun eğmeyin. Hepinizin sesi böyle numaralara başvurmayı gerektirecek sesler değil. Siz yine usul usul şarkılarını söyleyen cici kızlar olun. Boşverin, seksilik sesi olmayanların kullandığı bir silah olsun.
9.12.2009
Problem çocuk 2009

Suri'yi çok severdim bir zamanlar. İnanılmaz güzel, sevimli, tontiş bir kız çocuğu olarak görürdüm. Geçen gün bu iki fotoğrafını gördüğümde ilk kez bir çocuktan irrite olduğumu hissettim. Dehşet verici bir şey ama doğru, Suri'de beni rahatsız eden birşeyler var artık!

Dans için de olsa ayağından çıkarmadığı topuklular. Annesi, babası kalın kalın giyinmişken onun cıbıl cıbıl dolaşması. Çok nadir gülümsemesi. Hani problem çocuk vardı ya bir zamanlar. Onun 2000'li yıllar versiyonuymuş gibi geliyor bana:)
Fotoğraflar: JustJared
Fotoğraflar: JustJared
3.12.2009
Muhtar adayı:Violet

California muhtar adayı Violet seçmenlerine seslenirken basın mensuplarına yakalanmış:
- Şeker, çikolata bedava olacaaaak
-Ödevler kaldırılacaaaak
-Her iki apartman arasına çocuk parkı kurulacaaak
-Akşam yemekleri hamburger-patates olacaaak
-Sirkler, çocuk filmi oynatılan sinemalar, oyun parkları bedava olacaaak
-Televizyonlar 24 saat çizgi film yayınlayacaaak.
Annem sen bunları bırak da senin dişler ne olacak:)
Fotoğraf:JustJared
27.11.2009
İyi bayramlar:)
17.11.2009
Lafımı da böyle yerim:)
Ugglar çirkin dedim. Yakışmayan giymesin dedim. Herkeste var cılkı çıktı dedim. Sonra gittim ne yaptım? Ugg'ın iki modelini beğendim:)


Hayatta %100 çirkin, %100 kötü olmadığının ve "asla" dememek gerektiğinin kanıtı olsun bu durum:) Gerçi bu kadar popülerken ben yine alıp giymem. Ayrıca 220 dolarlık fiyatı da aramıza mesafe koymamıza sebep oluyor ama güzel buldum bu iki modeli ne yalan söyleyeyim:)


Güzel bulmamın sebebinin de bir gaga, bir pençe gibi kavisli gitmeyen burnu olduğunu düşünüyorum. Hadi bakalım Ugg, ayağımda keyif çattığın günleri görebilecek misin acaba?:)
10.11.2009
10 Kasım..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























