7.07.2009

Kankigiller


İki "kanka". Bir zamanlar birbirinin aynısı giyinen, süslenen, tavırlar sergileyen iki ünlü. Şimdi ikisi de anne ve tesadüfen(!) kameraların bol olduğu Bebek parkına çocuklarını getirmişler.


Kızlarımızdan ilişki, spor ve beslenme gurusu olan Ebru çocuk parkına gelirken elbise, sandalet, Chanel çanta ve özenle örülmüş saçlar tercih etmiş. Diğer kızımız Demet ise T-shirt, jean, spor ayakkabı ve at kuyruğundan yana kullanmış tercihini. Biri "kemik sayımı için doktora gitmeyeyim gören sayabilsin" zayıflığını tercih ederken, diğeri 2. doğumundan sonra balık etli kalmaya karar vermiş. Bu fotoğraflara bakınca hangisi size daha sıcak ve gerçekçi geldi? Ben oyumu Demet'e veriyorum.

6.07.2009

Dikkat! Saçımda sanat eseri var!

Mervecik'e düğünde yapılabilecek birkaç hoşluk önermiştim. O da önerimi en beğendiği öneriler arasına layık görüp beni kendi el emeği bir taçla ödüllendirmişti. Paket cuma elime geçti. Nasıl bir mutluluk yaşıyorum anlatamam. Halim aynen şu : :))))))))


Paketi kapıda teslim alırken nasıl gülümsüyorsam artık kargo elemanı suratıma bakıp bakıp güldü:) Kargo paketini parçaladığımda karşıma bu her yanından özen ve sevimlilik fırlayan paket çıktı. Paketi uzun süre seyrettim, kıyamadım bozmaya.



Paketle yaşadığımız aşk sona erince taçla yeni bir aşka yelken açtık. Nasıl bir güzellik nasıl bir emek nasıl bir yaratıcılık. Santim santim her detayını inceledim. Fotoğraflarda göründüğünden bin kat daha güzel bir taç. Ne kadar uğraşsam da hakkını verecek şekilde çekemedim fotoğrafını.

Eylülde en yakın arkadaşım evleniyor. Bekarlığa veda partisi için kıyafet düşünüyordum. Şimdi bu taça kıyafet uyduracağım:) Önce ayakkabı alıp ona kıyafet uyduranı duymuştum ama taça kıyafet uyduran ilk ben olabilirim:) Mervecim sana çoooooook teşekkür ederim canım. Rüya gibi bir düğünün dişi kuşu olursun umarım:) Sana kocaman öpücükler yolluyorum.

4.07.2009

Sevgi bulutlu paket:)


Kendi aramızda konuşmuştuk hediye almak mı hediye vermek mi daha mutlu eder insanı diye. Bilemedim:) Bu sabah bu güzel paketi alıp heyecanla içini açınca içinden bir sevgi bulutu çıktı ve üzerime sevgi yağdırdı.


Okumaya can attığım bir kitap, birinin adı Pretty birinin adını Çilli koyduğum sevimli iki kedicik, pek bir kokoş bileklikler ve paha biçilemez bir mektup ve küçük küçük notlar. Pretty'im bu mutluluğun, sevgi bulutunun sebebi sensin. Sana ne kadar teşekkür etsem, ne kadar güzel yanaklarını mıncıklasam da az. Sana çok çok teşekkür ederim prenses annesi:) Neler için teşekkür ettiğimi biliyorsun sen;) Benden de sana bir öpücük bulutu, bu yazı bitince üzerine öpücükler yağacak.

3.07.2009

Maksi elbise vs Hijyen



Maksi elbiseler altın çağını yaşıyor. Uzun, kısa, zayıf, şişman, genç, teyze herkesin üzerinde bu elbiselerden görmek mümkün. İsteyen, kendine yakıştıran giyer. Ama çok rica edeceğim maksi elbise giydiğinizde biraz özen gösterin. Uzun gösterir diye kısaltılmayan, yerlerde sürünen elbiseler kötü görüntünün yanı sıra tiksinti de uyandırıyor bende.



Temiz bir ülkede yaşamıyoruz ki. Vücudundan çıkan çeşitli sıvıları yere atan bir milletimiz var. Siz minibüsten, otobüsten, merdivenden inerken, otururken eteklerinizi toplamayıp yerlerde sürünmesine izin verdikçe tanımadığınız insanların pislikleri o eteklere bulaşıyor. Bu belki sizin için soru değil ama etekleri yeri süpüren biri yanıma gelince kıyın kıyın kaçmama sebep oluyor. Üzerinizdekiler süper olsa da, size çok yakışmış olsa da hijyenden sıfır alıp gözümden düşüyorsunuz. Benden söylemesi.

2.07.2009

Yurtdışında yaşamak


Blogu her gün yurtdışından birçok kişi ziyaret ediyor. Özellikle o kişilere ve daha önce yurtdışında yaşamışlara bazı sorularım olacak. Bugün blogda dertleşme günü ilan ediyorum:)

Şimdi benim şöyle bir problemim var a dostlar. Yurtdışında yaşama fobisine sahibim. Malumunuz akademik kariyer yolunda ilerliyorum. Bu yol da genellikle yurtdışı eğitiminden geçiyor. Bense bu yoldan köşe bucak kaçıyorum. Ama bu kaçış sonrasında benim yoluma kocaman bir taş olarak geri döner mi diye tasalanıyorum da.

Fobimin temelinde ailemden uzak kalma korkusu yatıyor. Okula, işe gittiğimde bile onları özlerken, akşam koşa koşa eve gelirken onlardan kilometrelerce uzakta olma düşüncesi beni dehşete düşürüyor. Onlarla aynı sofrada yemek yiyememek, onlar gülüp eğlenirken yanlarında olamamak, daha da kötüsü başlarına bir şey geldiğinde ellerini tutamamak bana zulüm gibi geliyor.

Bunun yanında alıştığım herşeyden uzakta olma durumu var. Sevdiğim yemeklerden, sıcacık Türkiye güneşinden, yardıma hazır insanlarından... Derdini anadilinde anlatma lüksünden yoksun olmak var. Türkiye'de alıştığın herşeyin ikamesini aramak derdi var. İnsanların sana 3. sınıf muamelesi yapma durumu var. Yok yok yani. Birçok insan için katlanabilesi bir durum belki ama daha önce kendimi anlattığım mimde bahsettiğim gibi ben hassas bir yapıya sahibim. Yıllar önce bir arkadaşımın kuzeni Amerika'daki hayatını anlatırken şöyle demişti: "Markette alışveriş yapıyordum. Yeşil biber alıp kasaya geldim. Kasadaki kız poşette ne olduğunu sordu. Gelmedi İngilizcesi aklıma. Söyleyemedim bir türlü. Herkes bana bakıyordu. Eve koşa koşa geldim ve hüngür hüngür ağladım." Bir yeşil biber bir erkeği ağlatabiliyorken ben ne hale gelirim oralarda bilmiyorum.


Ve sıra sizde yurtdışından beni takip edenler. Diyin ki bana zorlukları da var ama insana çok şey katıyor. Ya da diyin ki Türkiye'de de istediklerine sahip olabilirsin. Ya da o kadar hassas biriysen seni burda ruh hastası yaparlar. Evet, söz sizde.

1.07.2009

İyi ki doğdun annem...


Biriciğim, canım annem, iyi ki doğdun iyi ki beni doğurdun.

Seninle "Ayy 200 gram almışım, tartı bozuk bence. Sence?" diye başlayan kahvaltı muhabbetlerimiz, karşılıklı kiraz seanslarımız, dertleşmelerimiz, sana sığınmalarım, akşamları dizi izlemelerimiz, gece yatmadan benim yatağımda oturup günün kritiğini yapmalarımız, birlikte alışverişe çıkıp elimi sürdüğüm herşeyi bana zorla aldırmaların, sevdiğim bir yemeği yaptığında "Bak 6 ay yapmam daha, ye kaçırma" diye beni kandırıp yedirmelerin, öbür hafta çok sevdim diye aynı yemeği tekrar yapmaların, sevmediğim bir yemek olunca tek porsiyonluk sevdiğim yemeği pişirmelerin, akşamları "Serotonin serotonin" diye kendimizi kandırıp yediğimiz çikolatalar.... Ve daha yüzlerce seninle paylaştığım güzellik. Diliyorum ki hiç bitmesin..

Geri dön Katie

Kehanetlerime devam ediyorum. En çok 2 sene içinde Tom-Katie ikilisinden sansasyonel bir boşanma haberi duyacağız. Kehanetimin dayanağı şu. Bir kadın eşiyle beraberken sahte, zoraki gülümsemelere başvurup çocuğuyla beraberken gözlerinin içi gülüyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir. Boşanmayı dilemek garip bir şey belki ama Katie'nin bir an önce kan emici Tom'dan kurtulup hayatının geri kalanını gülerek geçirmesini istiyorum.


Katie'nin eski hallerini hatırlayanınız varsa bilir. Bu kız cıvıl cıvıl, moda ikonluğundan uzak, içten gülümseyen bir kızcağızdı. Tom'un mükemmel eş yaratma çabalarıyla iyi giyineyim derken gözünü çıkaran, paparazziler yüzünden beş karış suratla gezen biri haline geldi. Çoğu zaman bu blogta Katie ile uğraşsam da onun eski günlere dönmesini dört gözle bekliyorum.

Not: Son fotoğrafta açının kurbanı olup Katie'nin yanında çocuğu gibi duran Tom beni pek güldürdü:)

Fotoğraflar: JustJared