1.06.2009

Ohhhh...


Bugün itibariyle son finalimi de vermiş ve derin bir "Ohhh" çekmiş bulunuyorum. Yazın projem için çalışacağım, yine okulda olacağım ama sınav, yetiştirilecek rapor, ödev olmayacak. Bu haftayı gelecek hafta gideceğim tatili hayal ederek, pazarlara giderek, dizi, tenis maçlarını izleyerek ve yatarak geçireceğim. Darısı tüm finallerle cebelleşenlerin başına. It is time to relax!

31.05.2009

Siyaaaah!Beyaaaaz!


We are the CHAMPIONS! Respect!

30.05.2009

Hükümet gibi kadın


Şu aralar Roland Garros'u takip ediyorum büyük bir keyifle. Erkeklerin maçlarını daha izlenebilir bulsam da kadınların maçlarında saçlarını, kıyafetlerini, vücutlarını takip etmekten geri kalmıyorum.


Tenis kadınlara en çok yakışan spor bence. Aynı zamanda vücudu da çok güzel şekillendiren bir spor. Ama Serena Williams'ın hali diğer tenisçilerin yanında biraz garip duruyor. Boyu uzun, heybetli, kilolu, kalçası dolgunun da ötesinde... Bu özelliklerine rağmen tercih ettiği kıyafetler özgüvenini işaret ediyor. Özgüven iyidir de göz zevkimizi bozma be Serena.

29.05.2009

Haketmek?


Bu sabah uyanalı daha 5-10 dakika olmuşken abim gelip "Tahmin et, Esra Erol'un maaşı ne kadarmış?" dedi. Kem? küm? ne? derken öğrendim ki 120000 liraymış! Seda Sayan'ınki de 400000 lira. Allah arttırsın, güle güle harcasınlar ama bu parayı hakettiklerini düşünüyorlar mı acaba? Ya da haketme kriteri nedir? Sabahtan bu yana aklımı kurcalayıp durdu. Kendi kısacık iş hayatımı düşündüm. Kaba bir tabir olacak ama sabah 8 den, akşam 6'ya kadar eşek gibi çalışıyordum. İş başı yaptıktan sonra saate baktığımda saatin 5 olduğunu görüyordum. Öyle bir yoğunluktu ki saate bakmak 5'te geliyordu aklıma. Her gün 2 saatim yolda geçiyordu, sürekli kilo veriyordum ve bunun karşılığında Esra Erol'un aldığı paranın yaklaşık yüzde birini kazanıyordum. O işe girebilmek için okulda geçirdiğim yıllar, girdiğim sınavlar, hazırladığım projeler, odaya tıkılıp saatlerce çıkmadığım güneşli günler de cabası. Para ile derdi olan bir insan değilim. Hele mutluluğu kazandığı parayla orantılı değişen bir insan hiç değilim. Her zaman birileri birilerinden fazla kazanacak. Ama bu ülkede bir mühendis sabahtan akşama çalışarak, bir sunucunun 3 saatte, hazırlığıyla beraber 5-6 saatte kazandığı paranın yüzde birini kazanabiliyorsa ben diyecek söz bulamıyorum. Susuyorum.

28.05.2009

Flaş flaş flaş!Şok şok şok!


Azıcık da dedikodu yapalım ama di mi:) Salı günü annem salı pazarında bir tezgahta tanıdık birine rastlar. O da kim, Kavak Yelleri'nin Aslı'sı Pelin Karahan. Annesiyle birlikte pazara gelmişler. Perdeciden perde bakıyorlarmış. Veee annesi Pelin'e demiş ki: "Sen beğendin tamam da İbrahim de beğenir mi bu perdeyi?" İbrahim de Kavak Yelleri'nin Deniz'i oluyor. Geçen ay nişanlandıklarına dair bir dedikodu çıkmıştı. Demek ki doğruymuş. Hatta evlilik de yakın gibi, sıra perdeye geldiğine göre:)

Annemin anlattığı kadarıyla Pelin dupduru bir kızmış. Süt gibi beyazdı diyor annem. Hiç televizyonda göründüğü gibi değilmiş. İncecik, kemikleri sayılıyor diyor haber kaynağımız. Bir de boyu senden çok çok kısa dedi ki benim boyumun 1.66 olduğunu düşünürsek bayağı bir kısa olması lazım:) Sonra abiye elbiseler satan bir tezgahtan bir sürü elbise almış. Tanesi 10 liraymış. Elbiseler çok güzelmiş, haftaya birlikte bakmaya gidelimmiş:) Haber kaynağımıza öpücükler yollar, bir başka magazin programına kadar esenlikler dilerim:)

27.05.2009

Tatlı canavarı


Kafanızda sürekli yemek düşünen, elinde gofret-çikolata eksik olmayan, tombul bir kız imajı çizdiğimin farkındayım ama durduramıyorum kendimi. Seviyorum güzel yemekler yemeyi, dengelemeyi de biliyorum. O yüzden yiyorum:)

Burger King'in tatlılarını her zaman çok sevdim. Ama geçen yıl tanıştığım dondurmalı sufle aralarında benim için en kıymetli olanı. Sıcak-soğuk karıştırmayı zaten çok severim. Yemeklerimin yanında yoğurt eksik olmaz. Sıcacık bir suflenin üzerine Burger King'in yumuşacık dondurması. Mmm, leziz. Kalorisi 400lü bir şeydi sanırım. Akşam yemeğinde domates-salatalık yeme pahasına vazgeçemiyorum bu sufleden. İyi ki tarifini bilmiyorum, yoksa evde sürekli yapıp yerdim bu sufleyi:)


Kendime pazar günü yaptığım güzellik ise Eti Cici Bebe ve süt ikilisiydi. Benim için tadının güzel olmasının yanı sıra ayrı bir değeri var Cici Bebe'nin. Yurda ilk yerleştiğimde ne yerim, nasıl karnımı doyururum bilemiyordum. Oda arkadaşlarıma yabancıyım, yurtta yemek çıkmıyor, okulda yemekhaneyi bilmiyorum. 2-3 gün Cici Bebe, süt ikilisi beslemişti beni. Şimdi evimde, koltuğumda, sırf keyif için yiyorum. Şükürler olsun.

26.05.2009

Mendilimin yeşili...



Geçen pazartesi Elveda Rumeli'yi izlediniz mi? Umarım izlemeyip canınızı kurtarmışsınızdır. Öyle bir bölümdü ki o gün bugündür boğazıma bir yumru oturdu kaldı. Bir ölümü, o ölümden sonra arkada kalanları öyle bir anlattılar ki Vahide sanki benim ablammış gibi üzüldüm. Ben diziden bir oyuncu ayrılmak istediği zaman, başka bir oyuncuyla yola devam etmek yerine o karakterin öldürülmesi gerektiğini savunurdum. Ama Vahide'nin gözlerimizin önündeki ölümü, "Hayırlı sabahlar babiçko" diyişi fikrimi değiştirdi. Keşke o ölümü görüp, aklıma geldikçe kalbim sızlayacağına beğenmediğim bir oyuncuyu o rolde görseydim.

Genelde dizileri izlerken kendini kaptırmayan biriyim. Bilirim, birileri bazı sözleri ezberleyip, bazı karakterleri "oynuyorlar"dır. Ama Elveda Rumeli'de nasıl bir uyum yakalanmışsa artık ben oradaki karakterlerin hepsini gerçek sanıyorum. Erdal Özyağcılar diye biri yok sanki, o Sütçü Ramiz. Sanki Dimitri bizim evi de her an basabilir. Türk dizilerinde kolay kolay yakalayamadığım bir duyguyu yaşatıyorlar bana. Gerçeklik!

Ve her kelimesiyle içimi kanatan, içim kanasa da, ağlamamaya çalıştığım için burnumun direği sızlasa da dinlemeye devam ettiğim şarkı. Mendilimin yeşili... Eğer duygusal bir dönemdeyseniz sakın dinlemeyin. Ben gayet mutlu olduğum bir dönemde dinleyerek kendimi buhranlara sokmayı başardım.

Not: Şarkı inatla yüklenmeyi reddetti. Demek ki daha fazla üzmek istemiyor beni. Napalım, öyle olsun:)